Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sadece 4 parti tek başına iktidara gelmiş ve türkiye bu parti dönemlerinde sıçrama yapabilmiş bir adım ileri gidebilmiştir...halkın oyları ile tek başına iktidar olan bu dört parti hükümetleri ne yazıkki darbe ile görevden alınmıştır...Bunlar ''Demokrat Parti( Adnan Menderes)''Adalet Partisi (Süleyman Demirel)'' ''Anavatan Partisi (Turgut Özal)'' Tarih 03 kasım 2002 AKP ilk girdiği genel seçimden %34.28 lik oy oranı ile Türkiye tarihine tek başına iktidar olan 5. parti oluyordu ancak diğerlerinden farklıydı...hem parti içi iletişim hem hemde siyaset anlayışları çünkü baştan aşağı genel başkanından m.vekiline kadar bir dava ruhu ve geçmişten gelen siyasi tecrübeler...bu tecrübeler darbeleri hapis haksız yargılamaları,zulmü yaşamışlığın görmüşlüğün tecrübesiydi...halka sunulanlarda söylemlerde farklıydı hedefler konuluyordu bu sefer haybeden konuşmalar değil gerçekten ülke sorunları anlatılıyor ve yapılması gerekenleri plan ve program dahilinde anlatıyorlardı halka...kısaca bakalım 03 kasım 2002 den sonra neler değişti Türkiye de...
8 Mart1857tarihindeABD'ninNew Yorkkentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancakpolisinişçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçi can verdi.[3]İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.
26 - 27 Ağustos1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti.
1948 Ekim: Türkiye 30 milyon dolar borç arıyor. 1949 Eylül: Kriz büyüdü. Esnaf satış yapamıyor. 1952 Ocak: KİT'ler devlete yük. 1952 Ekim: Beyaz peynir karaborsada. 1954 Nisan: Piyasada kahve yok. 1954 Nisan: Celal Bayar: Türkiye 30 seneden evvel Amerika olacak. 1954 Eylül: Belediye gıdaya narh koydu. 1957 Haziran: IMF heyeti geldi. 1958 Ocak: Türkiye Avrupa Müşterek Pazarı'na hususi rejim ile giriyor. 1958 Ağustos: Devalüasyon: Dolar 2 lira 80 kuruş. 1959 Mayıs: Türkiye'nin toplam dış borcu 400 milyon dolara ulaştı. 1959 Eylül: IMF heyeti Türkiye'de. 1960 Aralık: Doğu'nun kalkınması için plan hazırlanıyor. 1962 Eylül: Doğu Anadolu'daki asayişsizliğin sebebi iktisadi gerilik. 1962 Aralık: Gecekondulara tapu verilecek. 1970 Ağustos: Devalüasyon: Dolar 15 lira. 1970 Ağustos: Ete, ekmeğe, sebzeye, oduna, kömüre belediye narh koyacak. 1970 Aralık: Kişi başı milli gelir devalüasyondan sonra 310 dolardan 186 dolara düştü. 1971 Nisan: Plancı Atilla Karaosmanoğlu, "Türkiye Ortak Pazar ülkeleri seviyesine 2359 yılında ulaşabilir" dedi. 1971 Temmuz: Sıkıyönetim kumandanı fiyat düşürmeyen celepleri azarladı. 1974 Ocak: İğneden ipliğe her şeyin fiyatı artıyor. 1975 Nisan: Demirel Başbakan. Erbakan yardımcısı. Dört liderli hükümet kuruldu. 1975 Ağustos: Ekonomi yeni bir kriz eşiğinde. 1976 Nisan: IFM devalüasyon istiyor. 1978 Ocak: Karaborsaya düşmeyen mal kalmadı. 1978 Mart: Devalüasyon: Dolar 25 lira. 1978 Ağustos: Maliye Bakanı Müezzinoğlu, darboğazı aşmak için IMF'den taze para istiyor. 1978 Kasım: Ecevit: Dostlar bize yardım eli uzatmıyor. 1979 Ocak: Dört büyüklerin tavsiyesi: "IMF'nin dediğini yapın." 1979 Haziran: IMF zorladı. Devalüasyon yapıldı. 1979 Aralık: Dolar 47 lira. Enflasyon yüzde 74.6 oranında. 1979 Aralık: Kömür yok, mazot yok. 1979 Aralık: Demirel: Türkiye'nin çıkmazda olduğuna inanmıyorum. 1980 Ocak: IMF'den 170 milyon dolar geldi. 1980 Şubat: IMF hazırlanan paketi kapsamlı ve etkili buldu. 1980 Şubat: Alman Maliye Bakanı yardım için çalışıyor. 1980 Haziran: IMF ile yardım için anlaşıldı: Dolar 94 lira. 1982 Ekim: Bankacılık krizi yaygınlaşıyor. 1982 Aralık: IMF'nin en başarılı uygulamaları Türkiye'de. 1984 Aralık: Enis Berberoğlu yazıyor: "Türkiye ekonomisinde 'stop' dönemi bitti. Sıra 'go'da." 1985 Eylül: Merkez Bankası Başkanı Canevi: Türkiye köşeyi dönüyor. 1987 Mart: Hazine borca doymuyor. 1988 Kasım: IMF'ye örnek ülke olmaktan çıktık. 1989 Haziran: Hazine iflas noktasında. 1990 Mart: İç borçlar ameliyat masasında. 1991 Şubat: Dış krediler kilitlendi. Türkiye kredi alamıyor. 1993 Ekim: TÜSİAD Başkanı: Ekonomi karaya oturdu. 1993 Kasım: Hazine borç batağında. 1994 Şubat: Türkiye IMF'nin acil durum kriterine girdi. 1994 Nisan: Türkiye yapılan devalüasyondan sonra IMF'li günlere geri döndü. 1994 Eylül: Hükümet IMF'ye, "kusura bakmayın sözümüzü tutamıyoruz" dedi. 1996 Mayıs: Ekonomi yönetimi umudunu yitirdi. 1998 Ocak: Güneş Taner, "IMF ile yeni bir anlaşma yapacağız" dedi. 1999 Kasım: IMF ile 18'inci defa masaya oturduk. 2000 Ocak: IMF, "Bu defa bu iş tamam" dedi. 2000 Şubat: IMF, "Türkiye'de enflasyonun düşeceğine inanıyoruz" dedi. 2000 Mart: Dünya Bankası Başkanı, "Mucize yaratıyorsunuz" dedi. 2000 Kasım: 57. hükümet ilk ekonomik krizle karşılaştı. 2001 Şubat: Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşadı. 2001 Ekim: Merkez Bankası 20 milyon liralık banknotu çıkardı. 2002 Nisan: Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, başbakanlığa her zaman hazır olduklarını söyledi. 2002 Nisan: Devlet Bakanı Kemal Derviş, erken seçimin tarihinin belirlenmesinden söz etmeye başladı. 2002 Mayıs: Başbakan Ecevit hastaneye kaldırıldı, piyasalar altüst oldu. AK PARTİ ve RECEP TAYYİP ERDOĞAN'lı Yıllar başlıyor... (devam decek)
21 Mayıs'ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ''Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini'' söyleyerek, RP'nin kapatılması için dava açtı.
FİŞLEMELER VE GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMALAR
Olayları fişlemeler takip etti. Akademisyenler, subaylar ve yöneticiler görevlerinden uzaklaştırıldı.
ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTE KATSAYI ENGELİ
Meslek liselerinin ortaokul kısımları kapandı. Bazı öğrencilerin üniversitelere girişi, katsayı uygulaması ile engellendi.
3 Haziran'da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM'de başladı.
GENELKURMAY'DAN FİRMALARA AMBARGO VE YARGI ORGANLARINA BRİFİNG
7 Haziran'da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.
10 Haziran'da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı'na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.
BAŞBAKAN ERBAKAN İSTİFA ETTİ
18 Haziran'da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller'e devretmek olduğunu belirtti.
DEMİREL'İN GÖREVİ YILMAZ'A VERMESİ VE ANASOL-D HÜKÜMETİ
19 Haziran'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller'e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi.
30 Haziran'da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk'la birlikte ANASOL-D Hükümeti'ni kurdu.
28 şubat döneminde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) olan Recep Tayyip Erdoğan, Siirt’te bir şiir okudu diye hapse atılmıştı. Peki, dünya siyasi tarihinde emsali olmayan böyle bir suçtan dolayı hapse atılmasının asıl nedenleri neydi? İşte bunun gerçek sebeplerini bizzat yaşadığım için anlatmaya çalışacağım…
17 Aralık 1997 tarihinde bu meydanda, okuduğu Milli Eğitim Bakanlığının, Talim Terbiye Kurulunun onayıyla geçmiş bütün kitaplarında yer alan Ziya Gökalp'e ait bir şiirle başlayan ve cezaevinde sonuçlanan bir süreci hatırlıyor muyuz, biliyor muyuz? Türkiye'nin nereden nereye geldiğini bu vesileyle bir kez daha hatırlayalım, özgürlük neymiş bunu bir kez daha hatırlayalım.
Ne diyordu o şiirde; “'Minareler süngü, kubbeler miğfer; camiler kışlamız, müminler asker. Bir şey beni sindiremez; gökler, yerler açılsa, üzerimize tufanlar, yanardağlar saçılsa; Biz oyuz ki; imanıyla övündüğümüz ecdadımız, titretici şeylere hiçbir gün diz çökmemiş; zaferlerin kapısı, Anadolu'nun tapusu Malazgirt'ten ta Çanakkale'ye imanın geçilmez kalesine kadar bizi zaferden zafere koşturan şey işte şu anda içinde bulunduğumuz inanç birliğidir”.
Ordudan eşlerinin başörtüsü nedeniyle atılmış olan binlerce asker Erdoğan ile birlikte direniyor baskı ve yıldırmaya karşı meşru haklarını kullanarak mücadele ediyordu. İşte darbecileri ve diktatörlük heveslilerini çıldırtan neden buydu. Yoksa şiir yüzünden kimse hapse atılmaz…
Üniversitelerde başörtülü kızların yaka paça dışarı atıldığı günler ikna odalarının kurulduğu başörtünün gericilik olduğu yobazlık olduğunu anlatan sözde prof.'lar dekanlar rektörler aydınlar kuranı kerim'de başörtü ayeti yok diyecek kadar cahilleşen siyasiler...
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'nin başka hiçbir sorunu yokmuş gibi sadece insanların inançlarını denetleyen şekilleriyle sınıflandıran bir yönetim şekli....Adı neydi bu yönetim şeklinin peki ''KEMALİST'' onların deyimi ile ''LAİK'' yani çağdaşlık diyorlar kendilerince...1438 yıl geriye baktığımızda peygamber efendimizin mekkeden medineye hicret etmesinin sebeplerinden müşriklerin putperestlerin yapmış olduğu uygulamaların aynısı uygulanıyordu malesef çağdaşlık adı altında...(devam edecek)
Darbeler,yoksulluk,ekonomik kriz İMF vs. birçok sorunu olan geçmiş Türkiye'yi anlatmaya devam edelim...28 şubat olayları...FREFAH YOL hükümeti...alışılmışın dışında bir hükümet ve başbakan amerikaya ve israile dahası batıya baş kaldıran bir başbakan sanayileşmeyi kalkınmayı halkın sorunlarını dert edinmiş imkanlar doğrultusunda kısa sürede bişeyler yapmaya çalışan bir Necmettin Erbakan...Türkiye'nin baş kaldırışını belini doğrultmasını ister mi batılı güçler ve onların içimizdeki elçileri medya patronları siyasi uzantıları istemezler tabi yıkmak için bişeyler yapmak lazımdı...süreci kısaca anlatmaya çalışayım...
Her şey Refah Partisi'nin sandıktan birinci parti çıkmasıyla başladı. Türkiye, Aralık 1995'te yapılan seçimlerde bir ilki yaşamıştı.Milli Görüş'ün lideri Necmettin Erbakan sandıktan zaferle çıkmış, yüzde 21 oyla Meclis'teki 550 sandalyenin 158'ini kazanmıştı.
Uzunca sayılan bir sürecin ardından Refah Partisi ile DYP koalisyon kurmuş Necmettin Erbakan ise Başbakan olmuştu.
YAŞ YEMEĞİNDE PAŞANIN RAKI KRİZİ!
Huzursuzluğun ilk sinyali Ağustos 1996'daki YAŞ'ta belirmeye başladı. Erbakan'ın YAŞ üyelerine verdiği yemekte Oramiral Güven Erkaya'nın garsona 'bana rakı getirin evladım' demesi gazete manşetlerine taşınmıştı.
BİR ANDA ORTAYA ATILAN "ŞERİAT VE LAİKLİK" GÜNDEMİ
Bu gelişmelerin ardından demeçler birbiri peşine gelmeye başladı. Barolar Birliği Başkanı Eralp Özgen ile Yargıtay Başkanı Müfit Utku, adli yıl açılışındaki konuşmalarında şeriat ve laikliği gündeme taşıdılar.
2 hafta geçmemişti ki bu defa da TÜSİAD'ın açıklamaları gündeme oturdu. TÜSİAD, erken seçim talebini dile getirdi.
Gerekçeleri ise ekonominin kötüye gitmesiydi.
Erbakan'ın önce İran gezisi ardından Ekim 1996'daki Mısır, Libya ve Nijerya üçlüsüne yaptığı ziyaret eleştirilmeye başlandı.
Hatta Libya gezisi için mecliste Erbakan hakkında gensoru verildi ancak kabul görmedi.
MÜSLÜM GÜNDÜZ VE FADİME ŞAHİN OLAYI
23 Ekim 1996'da meydana çıkan Aczimendilerle işin boyutu başka yöne kaydırıldı. 2 ay sonra da Fadime Şahin olayı patlak verdi. Aczimendilerin lideri Müslüm Gündüz Fadime Şahin'le bir evde basıldı. Operasyon ise adeta canlı yayınlandı. Medyada bu olay günlerce tartışılırken dindar insanlar töhmet altında bırakıldı. Sonrasında ise sahte şeyh Ali Kalkancı televizyonlara çıktı. Tabii o da operasonlara dahil edildi.
3 Kasım'da meydana gelen Susurluk kazası ve Erbakan'ın bu olay için 'fasa fiso' demesi kendisini siyasi anlamda etkiledi. Bu olayın ardından İçişleri Bakanı Mehmet Ağar istifa etti, yerine Meral Akşener getirildi.
Tarih 7 Aralık'ı gösterirken Ankara DGM savcısı Nuh Mete Yüksel, Başbakan Erbakan, Çalışma Bakanı Necati Çelik ile bazı milletvekilleri hakkında suç duyurusuna bulundu.
REKTÖRLERDEN DEKLARASYON
10 Aralık'ta toplanan Rektörler komitesi yayınladığı deklarasyonda, hükümete susurluk ve basına baskı konusunda sert uyarılarda bulundu. Deklarasyonu YÖK Başkanı Kemal Gürüz okudu.
2 hafta sonra ise, oluşan kaygan siyasi zeminde DYP'li bazı vekiller istifa ederek Hüsamettin Cindoruk Liderliğinde Demokratik Türkiye Partisini Kurdu.
BAŞBAKANLIKTA İFTAR YEMEĞİ
11 Ocak 1997'de "Meşhur İftar" yemeği gerçekleşti. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak 1997 Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.
İRTİCA MANŞETLERİ
Medyada da art arda çıkan "Taksim'e cami", "Ayasofya ibadete açılacak", "500 tarikat 5 bin şeyh", "Defileler yasaklanıyor" gibi manşetler askerleri de harekete geçirdi.
Bu olaylar üzerine yüksek rütbeli subaylar Gölcük'te irtica toplantısı gerçekleştirdi. Gazetelerde bu toplantıyı orgeneral rütbesindeki 9 komutanın 72 saat boyunca üst üste toplantı yaptı şeklinde duyurdu. Yüksek rütbeli subayların Gölcük'te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştıkları yazılıp çizildi.
Tarihi MGK'ya 1 ay kala artık manşetler iyice irtica haberleriyle süsleniyordu.11 Şubat'ta Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü Ankara'da yapıldı.
Korku senaryolarıyla ilgili her gün ekranlarda haberler yapılıyor, gazetelere manşetler atılıyordu. Muhalefet, sendikalar, iş dünyası aynı korkulardan bahsediyordu. O korkunun adı "İrtica"ydı...(devam edecek)
Yazdığım 2 makalede açıkca görülüyor ki Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri programlarında vatan ve millet adına yapılan projeler yer almamış taki 1950 yılında demokrat parti hükümeti başlayana kadar o da kısa sürmüş ve alaşağı edilmiş millet iradesini yok sayarak...yine 1980 darbesi de millet iradesine karşı yapılan bir darbedir...Bitti mi peki 80 de yapılan darbe sonmuydu HAYIR 28 şubat 1997 var..
Bugün 28 şubat olaylarına girmeden evvel video olarak 80li yılların sonları ve 90 ların başlarında istanbul ne halde....SHP hükümeti başta..İBB başkanı Nurettin Sözen(shp) şişli belediye başkanı Fatma Girik(SHP) halk geçim derdinde solcular laiklik derdinde ...karar sizin..uzun lafa gerek yok...(devam edecek)
TAPDUK EMRE'Yİ,YUNUS EMRE'Yİ,SAİD-İ NURSİ'Yİ İMAM RABBANİ'Yİ,ABDÜLKADİR GEYLANİ'Yİ ve BİR ÇOK İSLAM ALİMİNİN ESERLERİ YASAKLANDI UNUTTURDULAR BU MİLLETE..O KADAR İLERİ GİTTİLERKİ KURANI KENDİ KAFALARINA GÖRE TEFSİR ETTİRMEYE ÇALIŞTILAR AMA BAŞARAMADILAR....UNUTTUKLARI BİRŞEY VARDI ÖYLESİNE GAFLET UYKUSUNA DALMIŞLARDI Kİ NEMRUT'U TEK BİR KÜÇÜÇÜK SİNEK ÖLDÜRMEYE YETTİ FİRAVUN MUSA PEYGAMBERİN VE ONA İNANANLARIN CANINA KASTETDİ OKYANUSUN ORTASINDA ALLAHIN GAZABINA UĞRADI...BEDİÜZZAMANDAN ÖLÜMSÜZ BİR HAYKIRIŞ: İSLAMİYETGÜNEŞ GİBİDİR,ÜFLEMEKLE SÖNMEZ,GÜNDÜZ GİBİDİR,GÖZ YUMMAKLA GECE OLMAZ.GÖZÜNÜ KAPAYAN,YALNIZ KENDİNE GECE YAPAR..
1899’da, Van valisi Tahir Paşa, Bediüzzaman’a bir gazetedeki, İngiliz Müstemleke Nazırının sözlerini göstertmişti. Gladstone isimli sömürgeler bakanı elindeki Kur’an’ı göstererek, şöyle diyordu: “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe biz onlara hakiki hakim olamayız. Ne yapıp yapıp, ya bu Kur’an’ı sükut ettirip ortadan kaldırmalıyız. Veya müslümanları ondan soğutmalıyız.
Bu haber ve çirkin planlar karşısında dini gayreti ihtizaza gelen Bediüzzaman Said Nursi, dünya çapında bir İslami gayretin gerekliliğini düşünmüş, nazarını bütün cihana çevirmiş ve “Ben de dünyaya Kur’an’ın sönmez, söndürülemez ebedi bir mucize olduğunu ilan edeceğim.” demişti.
İKİ ANA ESAS
Sağına soluna bakmamış, kimlerin kendisi ile birlikte geldiğini düşünmemiş, vazifeyi omuzlarında ve kendine ait bilmişti. Evet, bu hissyat ve düşünce her Müslümanda olması gereken şeydi. O günden sonra zihnindeki planlarını iki ana esas üzerinde topladı:
Birincisi, Kur’an’a ait hakikatlerin izah ve ispatı;
İkincisi ise fen ve din ilimlerinin birlikte öğretildiği medresenin veya medreselerin açılması idi.